e
sv

BUHURCU

163 Okunma — 03 Mart 2020 20:00
avatar

Mustafa Gülkamış

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

           Eski zaman arastalarında,küçük dükkanlarda bekleyen, sevimli simalara sahip esnaflar bulunurdu.Oval gözlükleri ile üstten bakıp isteğimizi sorar,arzu ettiğimizi bize verirdi.Böyle esnaflar kalmadı artık.İşte bu esnaflar, şimdilerde kitaplardaki satır aralarında yerlerini alıyorlar..

          Nazan Bekiroğlu hocanın “İsimle Ateş Arasında” adlı kitabında, “Mansur” adlı bir yeniçeriden yola çıkarak “Esâme” kağıtlarının alınıp satıldığı dönem anlatılıyordu.Romanın kahramanı olan Mansur aynı zamanda bir “buhurcu” idi. Yani bugünkü deyimiyle “parfümeri”.İlginç bir mesleği vardı Mansur’un.Önce insanları yüz hatlarından tanıyordu.Kaş, burun, göz ve sair azalarına bakarak kişilik tahlili yapıyor ,zamanının psikologu gibi insanın ruhunu okuyor ve okşuyordu.İnsan karakterlerine göre de koku hazırlıyordu.Peki “buhurcular” insan yapıları üzerine edinilen bu bilgiyi nereden öğrenmişlerdi?

          Öncelikle kişilik tahlili yapma işinin çok eski bir tarihi olduğunu söyleyelim.Eski Türklerde isim koyma seremonisi aslında bir nevi kişilik tahliline dayanıyordu.Prof.Dr.İbrahim Kafesoğlu “Türk Milli Kültürü”adlı eserinde bu konuya dikkat çekmiş ve Orta Asya Türklerinin çocuklarını gözlemleyip kabiliyet ve ruh özelliklerine göre isim verdiklerini belirtmiştir.İbn-i Sina ve Farabi gibi büyük dahilerinde bahsettiğimiz yöntemle ve müzikle akıl hastalarını tedavi ettiklerini biliyoruz.Dolayısı ile daha sonraki nesiller bu bilgi birikiminden istifade etmişlerdir.Bu hususta en muteber kişi şüphesiz Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleridir.Onun kaleme aldığı “Marifetname” kitabı bu konuda tek söz sahibidir denilebilir.”İlm-i Sima” olarak tabir edilen bu bilginin Osmanlı devletinde yaşayan buhurculara aktırılması sonucu, buhurcular, kişiye özel koku üretmeye başlamışlardır.Üretilen bu kokuların renginden tutun, insanda uyandırdığı hisse kadar her şey bu kokuyu alan insana aittir.

          Buhurcular bununla da kalmayarak müşteri olan kişilerin dinlemesi gereken musikî makamlarını da söylemişlerdir.Zira musiki insan ruhunu etkileyen önemli bir ögedir.İskender Pala hocanın “Dört Güzeller” kitabında dikkatimi çeken bir paragraf insan kişilikleri ile müziğin ilişkisini daha açık bir şekilde ifade ediyordu:” …rast makamının toprak burçlarından olan kişiler tarafından günün yirmi ila yirmi bir saatleri arasında dinlenildiği vakit ruha tesir edeceği,kişiye ferahlık ve ruh dengesine düzen vereceği,eğer ruhî bir rahatsızlığı var ise onu tedavi edeceği şeklinde olacaktır.” ( “Dört Güzeller”,Kapı Yayınları,sf:13/1) İslam âlimlerinin “Anâsır-ı Erbaa” dediği hava,toprak,su,ateş unsurları, aslında birer karakteri temsil ediyordu.İslam âlimleri bu unsurlara mensup insanların sıkıntı ve hastalıklarını musikinin değişik zaman dilimlerinde dinlenilmesi şekliyle ( a.g.e:sf:13) tedavi ediyorlardı.İşte buhurcular bu usûl ve yöntemleri önceki bilgileriyle harmanlayıp bireylerin sorunlarını çözmeye çalışan kişiler olarak karşımıza çıkıyordu.

          Peki bahsettiğimiz bu buhurculardan günümüzde var mı? Bu soru, öğrendiğim bilgiler neticesinde zihnimi kurcalıyordu.Eğer böyle bir buhurcu varsa nerede olabilirdi?

          Yazımızın devamını başka bir zamanda yayınlayacağım….

Sıradaki içerik:

BUHURCU