e
sv

Özel Harekat Askerinin Sibirya Operasyonu

286 Okunma — 03 Mart 2020 20:00
avatar

Duhan Yalçın

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

Ormanın kıyısında küçük bir ev, verandasında eşimle oturmuş kahvemi yudumluyorum. Çocuklarımız ormana kadar uzanan bahçemizde gönüllerince koşturuyorlar. Birbirimize bakıyoruz. Gülümsüyor. Gözleri her zamanki gibi parıldıyor. Dudaklarına uzanırken çocuklarımızın sesini duyamamaya başlıyorum ve onlara bakıyorum. Yoklar. Tiz bir çığlık geliyor kulaklarıma. Soluma dönüyorum ve gördüğüm manzara beni yerime mıhlıyor. Beyazlar içindeki bir adam, ellerindeki kan tedirgin bir kırmızı. Yerde yatan ailem. Üzerine doğru yürümeye başladığımda kaçıyor ve etraf sarsılmaya başlıyor…

‘’Andy atlamaya son 5 dakika. Uyansan iyi olur.’’ Derinden gelen ses an be an yükselmiş, sarsılarak uyanmamam ve karşımda Max’i görmemle son bulmuştu. Kirli sakalı az da olsa çizgilerle dolu yüzünü örtüyordu. Kısacık kestiği saçlarından zor da olsa kafasının içindeki izler görünüyordu. Keskin yüz hatlarında rahatsız olmuş bir ifade vardı. Gördüğüm kâbusun etkisinden kurtulmayı başardıktan sonra hafifçe eğilerek yüzüne baktım. Gözlerini kaçırdığını gördüm ve konuya girmenin iyi olacağını düşündüm.’’Rahatsız olduğun bir şey var. Operasyondan önce beni rahatlatmak istersin sanırım.’’dedim ve kaçırmış olduğu gözlerine tacizci bakışlarımı sürdürdüm. Derin bir iç çekti, bakışlarıma tereddütle karşılık verdi ve konuşmaya başladı’’Bu operasyon hakkında bize verilen bilginin azlığı, gideceğimiz yerin bakirliği ve havanın soğukluğu kafamı karıştırıyor. Daha önce bu kadar kısıtlı bir operasyona girmemiştik ve Rusya’da hava hiç bu kadar soğuk olmamıştı.’’Biraz düşününce Max’in haklı endişesini paylaştım. Operasyon bilgilerinin kısıtlı olması benim de sinirlerimi bozmuştu.’’Daha önce bu kadar rütbeliyi tek bir uçakta görmemiştim’’ dedim endişesini biraz da olsa geçirmek için. Cebinden bir fotoğraf çıkardı, anlayamadığım birkaç söz söyleyip öptü ve tekrar cebine koydu.’’Hiç iyi şeyler hissetmiyorum.’’ başka bir şeyler söylemek üzere nefes aldı ve konuşamadan uçağın kapağı açılmaya başladı. Bana baktı. Bembeyaz dişleri siyah dudaklarında parlıyor, gülümsemesini daha da sahte hale getiriyordu. Yüzük parmağımı büktüm, omzuna iki kere vurdum ve paraşütümün iplerini sıkıp yavaşça açılan kapıya doğru ilerledim. Arkamı döndüm ve oturmasını beklediğim Max yanımda duruyordu. Uğuldayan rüzgârdan sesini duyamasam da dudakları bana duymam gerekeni söylemişti ‘’Sonuçta bizler kargayız’’

Ormanın içinden yavaşça çekiliyor, çekilirken karanlığa bürünen her köşede yeni bir gizem peyda oluyordu. Rütbelilerin de ormanın sınırına gelmesiyle Max ilerideki bir ağaç kovuğuna gitti ve diğerleriyle planın ayrıntılarını konuşmaya başladı. En yakınımdaki ağaca sırtımı dayadım ve biraz gevşemeyi denedim. Kısa süreli uykular hem bir alışkanlık hem de ihtiyaç olmuştu. Uykuya dalmaya hazırlanırken yabancı bir öksürmeyle irkildim. Askerliğin diğer yan etkilerinden biri de en ufak sese bile aşırı tepki verme zorunluluğuydu. Her an tetikte olmak insanı çok yoruyordu. Gözlerini kocaman açmış Sophia’yı görünce bir nebze olsa da içim rahatladı ama tetikteydim. Silahın kontrolünü açtım, omuzlarımla birlikte sırtımı eğdim ve bakışlarımı Sophia’ya kilitleyerek sordum’’O ses senden mi çıktı?’’Korkarak da olsa başını salladı. İkna oldum. Titreyen elleri ve terden parlayan suratı suçluluk duygusunu ele veriyordu. 3 kişilik birliğimin en kıdemlisi olarak birazcık hava atmanın zararı olmayacağını düşündüm ve söze girdim.’’İlk operasyonun mu?’’. Kafasını aniden çevirdi ve evet anlamında salladı. Kocaman mavi gözleri bembeyaz teninde parlıyordu. Fazla pembe olmayan dudakları biçimliydi. Sarı saçları sıkı bir atkuyruğu yapılmış ardından örülmüştü. Silahın askısını düzelttim ve ağaçta rahat bir yer bulmaya çalıştım. Her zamanki gibi tam rahat yeri bulduğum an Max gelip planı bize anlattı. Huzursuzluğu açıkça yüzünden okunabiliyordu. Suratıma baktığında tek kaşımı kaldırdım. Bu aramızdaki çoğu işaretten biriydi. Ani bir duraklamanın ardından aceleyle yanıma sokuldu ‘’Birbirimizden 5 metreden fazla uzaklaşmıyoruz’’ dedi. Sesi fısıltıdan bile kısıktı. Bir şeylerin ters gittiğini konuşmamızdan beri düşünüyordum. Tam yürümeye başlayacakken Sophia’nın sesiyle durduk.’’Bir gözlemimi paylaşmak istiyorum efendim.’’ dedi titreyen sesiyle.’’Konuş’’ dedi Max gözlerini ormandan ayırmadan.’’Termometrem -25’i gösteriyor ama ne göl ne de yapraklar buz tutmuş. Sizce bu nor-‘’ kelimeleri Max’ın elini kızın ağzına gömmesiyle boğuldu. Kızın bembeyaz teninde kocaman bir siyahlık. Ne güzel bir tezat oluşturduklarını ve bunu Max’e hatırlatacağımı aklımın köşesine not ettim. Elini çekti’’Farkındayım’’ dedi ve rütbelilere baktıktan sonra ilerlemeye başladı. İşaret etmesine gerek kalmadan Sophia ile ilerlemeye başladık.

Güneşin ışıklarını çekmesinin ardından zaten düşük olan sıcaklık daha da düşmüş, ay ışığının yarım yamalak aydınlattığı gölgeler anlamsız şekillere bürünmüştü. Her gölgeden yararlanmaya çalışıyordum. Gölgelerin içinden yaklaşık yarım saat yürüdükten sonra durduk. Herkese yakın bir noktayı Max ve rütbeliler belirledikten sonra diğerlerinden ayrıldık. Yaklaşık bir saatlik yürüyüşün ardından kocaman bir açıklık göründü. Ardı ardına devrilip doğal bir set oluşturmuş birkaç ağacı arkamıza alarak açıklığı görecek şekilde siper aldık. Sessizlik büyümeye başlamıştı. Biraz uyumanın iyi olacağını düşündüm ve rahat bir yer bulmak için kıpırdanmaya başladım. Gözlerimi kapamadan önce etrafı kolaçan ettim. Sophia’nın terli ve beyaz yüzünün ardındaki gözleri bana tiksintiyle bakmıştı. Gülümsemekle yetindim ve yarım kalmış olan rüyama devam etmeye çalıştım.

Max’in sert dürtmesiyle uyandım. Açıklığın karşısındaki parlaklığı o söylemeden görmüştüm. Bunu farkında olacak ki silahını gösterdi ve kilidini açtı. Ay ışığı açıklığı tamamen aydınlatmış, gözlerin parıltısını bir nebze olsun gidermişti. Sophia’ya baktığımda hiç şaşırmadım. Kıpırdanıyor, etrafa bakınıyor ve altındaki çalıları çıtırdatıp duruyordu. Elimi yavaşça omzuna koydum. İrkilip bana döndü. Omzunu sıktım, önce gözlerini sonra karşıyı işaret ettim ve yavaşça tek dizimin üzerine doğruldum. Parıldayan gözlerden bir çifti yavaşça açıklığın ortasına çıktı. Bembeyaz kürkü kabarmış, dişleri kanla ıslanmıştı. Gri gözlerini üzerime kilitlemişti. Sadece bir anlığına Max’e bakmak için kafamı çevirdim. Donuk gözleriyle bana bakıyordu. Göz göze geldikten sonra ağzından kustuğu kanlar, içinde seçemediğim birkaç sözcük barındırıyordu. Silahımı kaldırmak için davrandığımda kurdun kalkan kolunu gördüm. Yüzünü göremeden nefesini suratımda hissettim. Arkamdaki bıçağa uzanmaya çalışırken karnımdaki bir ağırlıkla yere mıhlandım. Bayılmadan önce son duyduğum ses güçlü bir hırlama, gördüğüm ise gri gözlerdi…

Sıradaki içerik:

Özel Harekat Askerinin Sibirya Operasyonu