e
sv

Kraliçe kaçıran

203 Okunma — 12 Mart 2020 19:13
avatar

Duhan Yalçın

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

’Daha önce hiç dışarı çıktın mı?’’ dedi heybetli duvarlara bakarak. Arkasına uzattığı ellerine ağırlığını vermiş, sözünü bitirdikten sonra kendini yavaşça çimlere bırakmış ve gökyüzünü izlemeye başlamıştı. ‘’ Bir keresinde surların üstüne çıkmıştım. Dışarıyı birkaç saniyeliğine de olsa izleyebildim.’’ dedikten sonra ayağa kalktı. Yerde yatan çocuğa döndü ve yüzünde ufak bir tebessüm belirdi. Ayaktakiyle ilgilenmeyen çocuk, çimlerdeki dinlenişine devam ediyor ve bir şarkı mırıldanıyordu. Hala yerine oturmamış sesiyle bol bol detone olan çocuk buna aldırış etmiyordu. Ayaktaki, çocuğun güneşini kapatacak kadar yaklaştı, dizlerinin üzerine çöktü ve gözlerini yerdeki çocuğun üzerine dikti. Tek kaşını kaldıran çocuk soran bakışlarla başında dikilen arkadaşını izliyordu. Dizlerinin üzerindeki kız bakışlarını birkaç saniyeliğine surlara çevirdi ve tekrardan yerde yatan çocuğa baktı. Bakışları buluştuğu anda kafasını sağa sola sallamaya başlayan çocuk kollarının üzerinde doğruldu. ‘’ Nöbetçileri görmüyor musun? Hem yakalanırsak babanın uyarılarına uymadığın için ne kadar kızacağını biliyorsun. Yani surlara çıkmamıza.’’ hafiften yüzü kızardı ve kızın yüzünden başka yerlere bakmaya çalıştı. ‘’Başka neye kızabilirdi ki?’’ dedi Olivia. Birkaç saniye düşündükten sonra yüzündeki koca sırıtış, Calvin’in ne düşündüğünü anladığını belirtiyordu. Hızlıca uzaklaşan Olivia derin bir nefes aldı, etrafına bakındı ve yakınlarda kimse olmadığını görünce ‘’ Calvin beni seviyor.’’ diye bağırarak uzaklaşmaya başladı. ‘

Kalenin içindeki okula her tabakadan çocuk geliyordu. Genelde öğrenciler sınıf ayrımı yapılmaksızın 15 kişilik sınıflara karışık olarak yerleştirilir, herkesin birbiriyle kaynaşması istenirdi. Bu karma eğitim kralın bazı ısrarlarından biriydi. Soylulardan koca bir grup sırf bunun için konseyi toplamış, kendi çocuklarının ayrı eğitim almalarını istemişti. Toplantının ardından zindanlar son yılların en kalabalık yerlerinden biri olmuştu. Her sınıftan birkaç zeki çocuk çıkardı. Kralın kızının sınıfında ise tahmin edilebileceği gibi en gözde öğrenci Olivia’ydı. Diğer parlak zekâ ise lağımcının çocuğuydu. Aynı sırayı paylaşmalarının ardından arkadaşlıkları hızlıca büyümüş, belirli bir süre sonra vakitlerini çoğunlukla birlikte geçirmeye başlamışlardı. Zamanla asılsız dedikodular almış başını yürümüş, bazıları kralın kulağına kadar gitmişti. Sadece arkadaş olduklarını söyleyen Olivia, dedikodular karşısında savunmasız kalmış ve babasına onunla daha az görüşeceğinin sözünü vermişti. O günden sonra dışarıda belirli bir yer belirleyip orada buluşuyor, zaman geçiriyorlardı. Son zamanlarda eğlenecek pek bir şeyleri kalmamışken Olivia kendine yeni bir eğlence bulmuştu. Biraz dedikodulardan biraz da hayal gücünden yararlanarak hikâyeler uyduruyor, her hikayede de Calvin’i kendisi için deli olmuş bir âşık olarak dile getiriyordu. Alt tabakadan olmasının yanı sıra kişilik olarak da utangaç biri olan Calvin bu eğlenceyi hoş bulmuyor, olabildiğince Olivia’yı susturmaya çalışıyordu.

 ‘’Yine başladık.’’ dedi derin bir iç çekip doğrulurken. Calvin ayağa kalkana kadar arayı açmış olan Olivia durdu, arkasına döndü ve ellerini olabildiğince yukarı kaldırarak kalp işareti yaptı. Yüzü kızarmış vaziyette etrafa bakan Calvin fazla zaman kaybetmeden Olivia’ya doğru koşmaya başladı. Birkaç dakika süren kovalamacaları her zamanki gibiydi: Hızlı koşan Calvin düz yolda Olivia’yı yakalamaya çok yaklaşıyor, zarif kız; oğlanı engebeli yerlere çekerek ayağının takılıp düşmesini sağlıyordu. Bu oyunda tek değişen şey sonuçtu. Kimin yeneceği belli olmuyor, kazanan diğer oyuna kadar kaybedenle dalga geçme hakkını kazanıyordu. Bunu birbirlerini kırmadan, şakanın dozunu kaçırmadan ve en önemlisi sadece yalnız başlarınayken yapıyorlardı. Bugün şans köylü çocuğun yanındaydı. Olivia’nın nereye kaçacağını tahmin etmiş, atılımını ona göre yapmış ve tuttuğu kızı sıkıca sardıktan sonra onunla birlikte yere yuvarlanmıştı. Durduklarında altındaki kızın kollarını açıp yere bastıran Calvin suratında geniş bir gülümsemeyle Olivia’ya bakmaya başladı.  Dil çıkarıp kafasını çeviren kız yüzündeki gülümsemeyi göstermemek için direniyordu. ‘’Prensesine böyle davranman’’ dedi Olivia, kafasını yavaşça üzerindeki çocuğa çevirdi ‘’omuzlarının üzerindeki kocaman şeyi kaybetmene yol açabilir.’’  Yüzündeki gülümsemeyi kaybeden oğlan hemen ayağa kalktı, birkaç adım uzaklaştı ve sahte bir reveransın ardından tek dizinin üzerine çöktü. Dehşete düşmüş yüzüyle yerde yatan kıza baktı. Biraz bakıştıktan sonra ikisi de içlerinde tuttukları kocaman kahkahaları serbest bıraktılar. Uzunca bir süre güldükten sonra ayağa kalkan Calvin, Olivia’yı kaldırmak üzere yanına gitti. Elini uzatan oğlan ağırlık beklerken sert bir tokat buldu. Şaşıran çocuk tek kaşını kaldırarak Olivia’ya baktı. ‘’Davet oynayacağız’’ dedi Olivia hafifçe gülümserken. Derin bir iç çeken Calvin oyunu Olivia’nın tacizci bakışları altında hatırlamaya çalıştı.

 Olivia’nın en sevdiği oyun olan Davet herhangi bir baloyu canlandırırdı. Oyunun açıklamasının basitliğine karşın oynaması, özellikle pratiği az olan gençler için, zordu. Selamlamalar, danslar, hitaplar ve iltifatlar… Hepsinin yeri, zamanı ve kişisini hatırlamak Calvin için bir işkenceden farksızdı. Olivia’nın boğazını temizlemesiyle harekete geçmesi gerektiğini anlayan Calvin, eşinin yanına gitti ve dirseğinden sonrasını yere paralel olacak şekilde tuttu. Elini, avucun içine doğru koyan kız hiç zorlanmadan tek hamlede kalktı. Birkaç adım yürüdükten sonra aniden dönüp elini Calvin’in omzuna attı. Refleksmişçesine eli, Olivia’nın beline giden Calvin kızardığını belli etmemek için hemen hareket etmeye başladı. Dans ederek etrafı gezdiler. Olivia’nın öğrettiği kadar bilen olan oğlan aynı şeyleri tekrar etmesinin yanı sıra eşinin dansı yönetmesine izin veriyordu. Kendini hareketlere kaptırmış oğlan nereye gittiklerini bilmeden, şuursuzca ilerliyordu. Yorgunluktan dikkatini kaybedip tökezleyene kadar devam etti. Ancak o zaman ne kadar bitkin düştüğünün farkına vardı. ‘’Bu dansı bana bahşettiğiniz için müteşekkirim leydim.’’ dedi nefes nefese. Kısa bir reveransın ardından bir adım geri çekildi ve kendini yere bıraktı. ‘’ Teşekkür borcunuzu hemen şu anda ödeyebilirsiniz.’’ diyen Olivia’nın sesi oyunun hala devam ettiğini gösteriyordu. Kendini olabildiğince çabuk toparlamaya çalışan Calvin ayağa kalktı ve kolunu, Olivia’nın elinin geçebileceği şekilde açık bıraktı. Elini deliğin içine yerleştiren kız, oğlanın kulağına uzandı ‘’Şu tepenin yukarısında eziyetin son bulacak’’ dedi ve hiçbir şey yokmuş gibi ilerlemeye devam etti. Keskin kulaklar bile cümlenin sonundaki kıkırtıyı zar zor duyardı. Tepenin üstüne çıktıklarında Calvin’in neredeyse nefesi kesildi. Denizin üzerindeki kızıl yuvarlak son demlerini yaşıyordu sanki. Öleceğinin farkında fakat huzurlu bir adamın gülüşü saklıydı yakın çevresinde. Yuvarlaktan daha da uzaklara gittikçe önce etraf kararıyor, sonrasında turuncunun ve sarının tüm tonları etrafa saçılıyordu. Gökyüzündeki bulutlar ise savaş alanın andıracak kadar karışmıştı. Birbirleri üzerine düşen gölgeleri, kırmızının her türlü tonunu yansıtıyordu. Deniz, donmuş bir göl kadar sakindi. Üzerine binmek üzere olan kızgın topu hoş karşılarmışçasına yakamozlar oluşturmakla yetiniyordu. Denize dokundukça daha da kızan top, renklerin şiddetini artırmakla kalmıyor; hepsinin parlaklığını da yanında götürüyordu. Bazı güzel şeyler, görüldüğünde nasıl insanı hissiz bırakırsa bu da onun gibi bir şeydi ve daha gençliğinin baharındaki bir delikanlı için pek çok güzel şey vardı. Kafasını çevirdi ve Olivia’nın silik bir turuncuya boyanmış yüzüne baktı. Kemersiz, düz burnu çok büyük değildi. Küçük suratı, incecik kaşları altında kocaman gözleri vardı. İçerisinde bir orman barındırırcasına yeşil ve kahverengiydi. Küçük dudakları kıvrımlı; çenesi yuvarlaktı. Belirgin avurtları yuvarlak çenesiyle tezat oluştursa da bu garip bir çekicilik yaratıyordu. Uzun bir süre Olivia’yı izlemiş olan Calvin güneşin son demlerini yakalamak üzere bakışlarını çekmişti. Güneş verdiği her şeyi toplayıp denize gömdükten sonra kendine gelen Calvin yavaşça yere oturdu. İkisi de sessizliği korudu. Sıkılan ve söze giren kişi Olivia oldu. ‘’İnsanları meraklandırmadan dönsek iyi olur.’’ dedi ve eğilip Calvin’in yüzüne baktı. Aniden durgunlaşan oğlan hızla kafasını salladı. Hiç konuşmadan kaleye ilerlediler ve gözlerden uzak, küçük bir kapının önünde durdular. ‘’Teşekkür ederim.’’ dedi Calvin daha önce hiç konuşmadığı kadar soğuk ve mesafeli konuşarak. Tek kaşını kaldıran Olivia dikkatlice karşısındaki oğlana baktı. Fark edemediği bir değişiklik olduğunu biliyordu ama… İlk defa mantığını bir köşeye kaldırdı ve vücudunun akışında hareket etmesine izin verdi. Calvin’in ellerinden tuttu. ‘’İyi misin? Bir şey mi oldu?’’ dedi ve daha da sessizleşen oğlanın gözlerinin içine baktı. En derinlerine. Oğlan da karşılığını layıkıyla vererek bakmayı sürdürdü. Tutuşan ellerin bağlandığı kolların arasındaki mesafe hızla kapandı ve dudaklar ani bir şekilde buluştu. Çok kısaydı ama gençler için yıllara bedeldi. İki kızarmış surat birbirine bakıyordu. ‘’Git hadi biri görebilir.’’ dedi Olivia suratına koca bir gülümsemeyle. Az da olsa rahatlayan Calvin küçük kapıya yönelmeden önce arkasını döndü, Olivia’ya baktı, göz kırptı ve kapıya doğru koşmaya başladı.

O gün iki şey oldu: İki çocuk, genç oldu ve bir kraliçenin kalbi çalındı.

Sıradaki içerik:

Kraliçe kaçıran