e
sv

Bilinmeyen bir ülke

222 Okunma — 14 Mart 2020 19:17
avatar

Duhan Yalçın

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

Üstü kapalı ve dar sokaklardan geçti. Ana caddeye çıkmadan önce son bir kez arkasına baktı. Bir sokak dolusu evsiz bulabildikleri metal kutuların içine ateşler yakmış, ısınmaya çalışıyorlardı. Sokağın çıkışında durduğuna kimse ona dikkat etmemişti. Buna alındığını söyleyemezdi. Oradaki insanların yaşamlarını çoğunlukla biliyor, davranışlarını hoş karşılıyor; açlığın, yoksulluğun, gidecek bir yerinin olmamasının ve umutsuzluğun tadını çok iyi biliyordu. ‘’Ne kadar uzun bakarsam içim o kadar acır.’’ dedi mırıldanarak. Caddeye çıktı ve hafifçe çiseleyen yağmurdan saçlarını korumak için kapüşonunu kafasına geçirdi. Tel tel olmuş saçları kirliydi. Yeni çıkmaya başlayan ve kirli denemeyecek kadar kısa sakalı esmer olan yüzünü daha da karartıyordu. Nereye gittiğini bilmeden yürümeye devam etti. Kafasında binlerce soru vardı. Caddeden aşağıya inerken sağındaki vitrinlerden birinde kendiyle göz göze geldi. Kambur durduğunu gördü. Vitrine biraz daha sokuldu ve kapüşonunu çıkarıp kendini detaylı bir şekilde inceledi. ‘’Bunu istemezdi.’’ dedi bu sefer mırıldanmadan. Kapüşonunu taktı ve kamburunu düzelterek yürümeye devam etti. Yürüyüşündeki hız yavaşlamış, neredeyse durma noktasına gelmişti. Tüm tecrübelerini gözünün önüne getirdi. Yaşadıklarını. Daha 15 yaşında olmasına rağmen birçok şey görmüştü. Pek çok yetişkinin görmediği şeyler… Kafasında planını oluşturduktan sonra suratında hafif bir sırıtma belirdi ve hedefine doğru emin adımlarla yürümeye başladı.

Kovalanmaya başladığında çoktan iki cüzdan, üç telefon ve birkaç ıvır zıvır yürütmüştü. Açlık ve sigaranın kondisyona etkisinin olumlu yönde olmadığını öğrendi. Peşindeki üç beş yardımsever sivili atlattığında çoktan bir inşaat alanına girmiş ve elindekileri değerlendirmeye başlamıştı. Yerden topladığı kuruşları, aşırdığı paraları sayıp telefonlara değer biçtikten sonra cüzdanları birbirinden farklı noktalara attı. En yakındaki ağaçtan uzunca bir dal kopardı ve dalın kabuğunu toka yapmak üzere soydu. Saçını toplayıp etrafında bulduğu bir cam parçasıyla beceriksizce tıraş oldu. İnşaattan çıktı ve çaldığı telefonları satmak üzere Özel Dükkân’ a doğru yola koyuldu. Bu ismi ona o sokakta öğretmişlerdi. Kaçakçı demenin hem dikkat çekici olması hem de sokakta yaşamanın getirdiğini sandıkları asilikten dolayı normal şeylere farkı isimler bulmaya yönelmişlerdi. Bildiği iki yer vardı. İlki eski mahallesindeydi. ‘’Oraya geri dönmem mümkün değil.’’ dedi ve derin bir iç çekti. Bildiği ikinci yer, bulunduğu yerden iki saatlik mesafedeydi. Artık yağmayan yağmurun kaynağının arkasındaki güneş bulutları aralamış ıslak kıyafetlerini hafifçe ısıtıyordu. ‘’Güneşin batmasına yarım saat kaldı. Hava kararmışken oraya gidersem beni yerler.’’ Sokağı boş bulduğu için sesli düşünüyordu. Öğrendikleri ve yaşadıkları gözünün önünden geçerken bir fikir bulutu belirdi aklında. Hızlıca etrafındaki arabalara ve tekerleklerine göz gezdirdi. Arabasını bulduğunda çoktan kapısını açmaya girişmişti. Bulunduğu yer fakir bir mahalle olduğu için kimsenin hesap sorduğu yoktu. Çok zorlanmadan kapıyı açtı ve şoför koltuğuna atladı. Direksiyonun altındaki paneli çekerek çıkardı, arka koltuğa attı ve panelin içindeki siyah kablonun içini açtı. İçgüdüsel bir çabuklukla kabloları birbirine değdirerek çalıştırmıştı arabayı. Fazla vakit kaybetmeden Özel Dükkân’a sürmeye başladı. Hava kararmadan yetişebildiği dükkâna arabayı düzgünce park ettikten sonra girdi. Dışarıdan bir tekel gibi gözüken büyükçe bir market, aynı zamanda bir manavdı. Olabildiğince masum gözükmek için en tatlı adamın marketin başına konulduğu belliydi. Sakalsız, temiz yüzü çoğunlukla gülüyordu. Çocuklara ara sıra şeker verir, ücretine bakmaksızın evlere servis yapardı. Bazen yeni ve genç yüzler görünürdü etrafında. ‘’Çırak’’ derdi çayını içmek için oturan ahaliye ‘’Bazı dostlar biraz silkmem için rica ediyorlar.’’ ve yine masum gülümsemesini takınırdı. Geniş girişte kendisini süzen meraklı gözlere rağmen kimseye hesap vermeden içeri girdi ve kare dükkânın arka köşesindeki püsküllere yöneldi. Arkasından bakanlarla bir saniyeliğine göz göze geldikten sonra püskülleri iterek içeri girdi ve merdivenlerden aşağı inmeye başladı. Oynadığı küçük kumarı kazanmıştı. Şansına bu dükkânın da dizaynı kendi mahallesindeki gibiydi. ‘’ Farklı dizayn olsaydı-‘’ dedi ve kendi cümlesinin sonunu getirmeden hafifçe güldü geçmişi düşünerek. Merdivenler bittiğinde önünde uzanan koridorun sonu ikiye ayrılmıştı. Sağ tarafta sarıyla yeşil karışımı bir tonda ve büyük harflerle alış yazıyordu. Sol tarafta ise yoğun kırmızıya küçücük pembelerin eşlik ettiği ve yine büyük harflerle satış yazıyordu. Hızla satışa yöneldi, cebindekileri önündeki tahta bloğa döktü ve karşısındaki karanlığın içinden Tacir’in gelmesini bekledi. Cüce denebilecek kadar kısa bir adam paytak paytak yürüdü. Önce saçı görünürken sonrasında altına koyduğu tabureyle vücudunun üst kısmının görülmesini sağladı. Taktığı uzun maskede bir sürü küçük delik vardı. Sesinin çıkması için ağız kısmında bıraktığı geniş boşluk siyah, maskenin geri kalanı beyazdı. Ağdalı fakat ince sesiyle ‘’Bunlar mı?’’ dedi ve hızlıca malları incelemeye başladı. İncelemesi bitince durdu, biraz düşündü ve “En son 500.’’ dedi cüce adam. ‘’ Çok az. Bana gelişi bu kadar değil’’ dedi yaşından büyük göstermeye çalışarak “şunu 800 yapalım.’’ Tacir maskenin ardındaki kafasını salladı ve elini uzattı. Uzatılan eli tutmayan Lore bakışlarıyla önlerindeki tezgâhı işaret etti. Kısa ve neşeli bir kahkaha atan Tacir parayı tezgâhın sağında koyduğunda Lore da eşyalarını sol tarafa itmişti. İkisi de alışverişin karşılığını alacakları taraflara geçti ve olabildiğince aynı anda tezgâhı boşalttılar. Lore hızlıca saydığı paranın teklifinden biraz daha fazla olduğunu gördü. Alışverişten memnun kaldığını belirtmek için hafifçe güldü ve kafasını eğip merdivenlere yöneldi. Merdivenlerin başında marketin sahibi ellerini göğsünde kavuşturmuş bekliyordu. Gülümseyen suratından hiçbir iz yoktu. ‘’Kusura bakma acelem var.’’ dedi yine sesini kalınlaştırarak. Çoğu kapalı olan kapı eşiğinin kenarından sıyrılıp ilerleyecekken omuzunda hissettiği el ilerlemesini engelledi. Yılların kazandırdığı ani refleksle döndü, eli tuttu ve parmak uçlarından tutup aşağı çekmeye çalıştı. El hareket etmeyince küçük bir hayal kırıklığına uğradı. ‘’Bir dahakine daha sert ve hızlı.’’ diye yazdı aklındaki not defterine ve ekledi ‘’Bir dahaki sefere, bir daha olmayabilir.’’ Tuttuğu eli bıraktı ve adamla göz göze geldi. Yine gülmeye başlayan suratı kapıyı işaret ediyordu. ‘’O arabaya 750 veririm.’’ dedi hiç gülmeyi bırakmayacakmışçasına gülen yüzü. Lore anlık bir değerlendirmeden sonra konuşmaya başladı ’’Yanında harita, pusula ve titanyum çakı.’’  Birkaç saniye bakıştıktan sonra adamın tepki vermediğini görünce gitmek için davranan Lore arkasından gelen sesle durdu. İçinden zafer nidaları atarak döndü ve güler yüzlü adamın usulca aşağı inişini izledi.

Alışverişini tamamlamış cebinde hatırı sayılır bir para koymuştu. Hava kararırken haritadan yakınında bulunan bir pansiyon seçti ve oraya yöneldi. Yolunun üzerindeki ilk markete girdi ve iki paket sigara aldı. Market sahibinin sert bakışları işkillenmesine yol açmıştı. Hızlıca etrafı tarayan gözleri aradığını zorlanmadan bulmuştu. Üçgen biçiminde kalın bir bezin üzerine işlenmiş mavi orak simgesi, kurutmalıkların arasına gizlenmişti. Beyaz bezin üzerindeki orak, üçgenin kenarlarındaki sarı püsküllerle belirginleştirilmişti. Sancağının görüldüğünü anlayan adam sigaraları sertçe tezgâha fırlattı ve ellerini göğsünde kavuşturdu. Sakin fakat seri bir şekilde parayı veren Lore aynı anda sigaraları da aldı ve olabildiğince yolu uzatıp ara sokaklara girmeye gayret ederek pansiyona ulaştı. Uzun ince bir binaydı. Küçük girişin karşısındaki dar merdivenler ahşap rengiydi. Beyaz tırabzanında hafif siyahlıklar oluşmaya başlamıştı. Yolu kapamayacak kadar küçük, girenleri layığıyla karşılayabilecek kadar büyük bir danışma masası, masanın üzerinde bahşiş kutusu ve bir zil; masanın arkasında ise az buçuk görünen bir saç yumağı vardı. Boğazını temizleyerek içer giren Lore kadınının kafasını ancak görebiliyordu. Ayağa kalktığında kafasının tamamını görebilmeye başladı. Önce merakla bakan gözleri sonrasında hor gören bir ifadeye bürünmüştü. ‘’Yaşımdan dolayı.’’ dedi Lore kendine. Zihnen ne kadar 20li yaşlarda olsa da küçüklüğün emareleri hala suratını ve vücudunu sarıyordu. Ufak tefek ve seyrek çıkan sakalları uzayınca komik görünüyor, sivilcelenmeye başlayan suratı arada sırada kızarıyordu. Tam oturmamış sesi çokça kayıyordu.  ‘’İyi akşamlar’’ dedi sesini kalınlaştırmaya çalışmamıştı bu sefer. ‘’ ne kadar kalacağımdan emin değilim. Birinci kattan bir oda.’’ dedi tahmin ettiği kadar parayı masanın üzerine koyarak. Kadının gözleri açılınca gereğinden faza koyduğunu anladı ve eli hala üzerindeyken paranın birazını aldı. Kadın yine hor gören bakışları atarak sağındaki çekmeceyi açtı ve gördüğü ilk anahtarı alıp uzattı. ‘’Teşekkür ederim.’’ dedi kibarlığın kimseyi öldürmeyeceğini bilen Lore ‘’ Ve iyi akşamlar.’’

Oda beklediğinden daha temizdi. Girenleri karşılayan beş adımın sığabileceği kadar geniş koridor sağa kıvrılıyordu. Koridorun sonundaki duvarda garip bir tablo asılıydı. Bir manzara olmaya çalışmış fakat amacına ulaşamadan bir çocuğun çizgileriyle bezenmişti. Koridorun sonunda ilerledi ve sağına, bakabileceği tek yere, baktı. Karşısında beyaz bir kapı, kapının hemen sağ çaprazında ise başka bir kapı vardı. Önündeki kapıyı açtı. Koridoru kadar küçük olmasa da fazla büyük olmayan bir yatak odası, küçük bir buzdolabı ve antenli bir televizyon vardı. Çaprazdaki kapıyı açtı ve beklediği gibi banyoyu buldu karşısında. Duşa kabini görünce kıyafetleri geldi aklına ve kendine baktı. Klozetin üzerindeki havlulardan birini aldı ve duşa girmek üzere soyunmaya başladı. O sırada aynada kendine bakma fırsatı buldu. İncecik fakat kaslı vücudunda yaralar vardı. Fazla geniş olmayan siyah mor karışımı çürüklere baktı, ‘’Soğuk ısırığı,’’ dedi elini yaralarda gezdirirken. Karnındaki ve özellikle bacağındaki beyaz izlerde de gezdirdi elini ‘’bıçaklar…’’  ; üşümesine aldırmadan ellerini de inceledi. Parmaklarının arasındaki beyazlıklar da ben buradayım dercesine kaşınmaya başlamıştı. Bıçak taşımanın yasak olduğu ve polislerin fakir insanlara pek nazik olmadığının izleriydi bunlar. Polisler yakaladıkları bıçakları parmakların arasına dayar, bıçak parmağın boyunu geçerse aynı boya ulaşana kadar içeri sokarlardı. Kendini incelemeyi bıraktı ve suyu en sıcağa getirip altına girdi. Yağmur gibi yağan suyun kaslarını okşamasına ve onları rahatlatmasına izin verdi.

İyice yıkanıp duştan çıktıktan sonra kıyafetlerini giymedi. Yeni bir havluya sarındı ve sokaklardaki kartonlardan daha yumuşak olan yatağa bıraktı kendini. Kollarını havaya kaldırdı, gerindi ve rahatlamanın tanımını bulmaya çalıştı kendince. Sol kolunun iç kısmındaki dövmesi gözüne çarpmıştı. Ne zaman yaptırdığını hatırlamadığı bu şekil hafifçe renkliydi. Minik bir serçeyi andıran kuşun kursağının olduğu bölge boynuna doğru siyahtı. Dövmeyi elleriyle incelerken ‘’Erkek serçe.’’ dedi Lore. Bir dalın ucunda duran serçe sanki etrafı izliyormuş gibiydi. Tetikte, yavru… Kolunu kendi ağırlığıyla inmeye bıraktı. Paçavralarının yanına gitti, çakmağını aldı, sigarasını yaktı ve yaptıklarını düşündü. Geçmişi düşünmenin bedelinin geleceği kurmak olacağını biliyordu. Kaç yaşında düştüğünü bilmediği sokak onun evi olmuştu. Koca tenekelerde yanan ateşlerde ısınmış, içki ve açlık kokan ağızlardan ninniler dinlemişti. Acıktığında lüks restoranların çöplüklerini karıştırmış, canı sıkıldığına abileriyle gezmişti. Her gezişinde kafasına vurulur; salak, aptal gibi bir sürü hakarete maruz kalırdı. Bazen piç diyen de olurdu. Kendi yaşında birkaç kişi olduğu için daha çok abileriyle vakit geçirir çoğu şeyi onlardan öğrenirdi. Gece ve gündüzün anlamını yitirdiği sokakta her an uyanık olmak ve eşyalarını çaldırmamak gerekliydi. Abilerinden bıçak kullanmayı öğrendi, araba çalmayı, yankesicilik yapmayı ve kavga etmeyi. En nefret ettiği şey yol kesmekti. Yolu kesilen kişi hemcinsi değilse ve özellikle sıra ona geldiyse taciz de etmek zorunda kalıyordu. Önce güzelce para ister, genelde alamayınca bıçağını çekip karşısındakine doğrultur ve paralar bu sefer dökülürdü. Abileri iki tür sigara içerdi. Biri beyaz kaplı, nispeten güzel kokan diğeri ise siyah kaplı ve kokusu hayvan leşine benzeyen. Hiçbir zaman siyah kaplıya elini bile sürememişti. Başkalarıyla kavgalarını hatırladı. Kim olduğunu bilmediği kişilerdi. Abiler gel derdi ve o mutlak otoriteye uyulurdu. İlk o zaman bıçaklanmıştı ve bıçaklamıştı. Birinin karnına bıçağı soktuğunu hatırladı. İlk birkaç saniye gözleri birbirine kitlenmişti. Sonrasında elinde hissettiği sıcaklıkla ne yapacağını bilemeyen Lore bıçağı daha da içeri sokmuştu. Şoku atlatmış ve acıyı yeni hissetmeye başlamış olan bağırmaya başlamıştı. Daha da panikleyen Lore bıçağı çıkarmış ve olabildiğince hızlı bir şekilde kavgadan kaçmıştı. Evim dediği karton cennetine döndüğünde abilerinden sağlam bir dayak yemiş, sonrasında tanımadığı başka bir çocukla kavgaya tutuşturulmuştu. Etrafında bir çember oluşturulmuş, çocukların ellerine birer bıçak verilmiş ve kapışmaları istenmişti. Dövüş başlamadan önce biri kulağına şunları fısıldamıştı ‘’Öldür ya da öl. Buradan bir kişi çıkacak.’’ İlk cinayetini de o zaman işlemişti. Kontrolsüz bir şekilde üzerine gelen ve bıçağını sallayan çocuğu birkaç kez savurmuş, çocuğun daha da sinirlendiğini görünce, zor da olsa, hayatına son vermeye karar vermişti. Üzerine doğru gelirken boştaki elinin avucunun içiyle burnunu kırmış, diğeriyle kalbine sapladığı bıçakla yere yığılmasına izin vermişti. Hatırladıkça ayrıntılar artıyor, daha fazla acı çekiyordu. Bunun gibi bir sürü şey zihnine hücum ederken sert fakat düşünmediği yatağını tercih etti. O gece pişmanlıklarını gördü, ev dediği yerden neden ayrıldığını, başkalarının zoruyla neler yaptığını ve daha gelecekte hatırlamak zorunda olacağı birçok şeyi…

Çıplak yatmış olmasına rağmen uyandığında terden sırılsıklam olmuştu. Titreyerek uyanınca yoksunluk yaşayanları hatırladı. Ayağa kalktı ve altındaki çarşafın gereğinden fazla ıslak olduğunu gördü. Kurulandığı havluyu göğsüne kadar sardı ve yorganını üzerine pelerin gibi alarak perdelerin arkasında kalmış küçük balkona çıktı. Paketi açtı, sigarasını eline aldı ve ilk nefesi almadan yaktı. Sigaranın yarısına kadar yanmasını sadece izledi. Çıkan dumanın burnunun çeperlerine çarpıp sonrasında ciğerlerine dolmasını daha çok sevmişti. Yarısı yanmış sigarayı ağzına götürdü ve hepsini tek nefeste içine çekti. Sonra yeni bir sigara yaktı ve yavaşça ve keyfine vararak içti. İçerken etrafındaki beton ormanını inceledi. Binaların arasında olan otelin sadece girişi sokağa bakıyordu. Bazı odalarda pencere vardı ve bu pencereler arka sokaklara ya da binaların iç içe girmiş çatılarına açılıyordu. Küçük bir durum değerlendirmesinin ardından kaçış rotasını çizmişti. Üçüncü sigarasını bitirirken ‘’Gerekli mi?’’ dedi sesli düşünerek. Sonrasında hafifçe gülümsedi. Bir gün ortadan kaybolan abilerinden biri yol kesmeden önce onu köşeye çekmiş ve ‘’Her zaman en kötüye göre bir plan yap. En kötüden en iyiye doğru yol al. Asla plan yapmayı ihmal etme.’’ demişti göz kırpıp konuşmasını bitirmeden önce. Diğerlerinin kötü ve garip bakışları altında yalnız başına gelen cılız adamdan para istemeye gitmişti. Beşinci sigarasının ucu yanmış filtresini fırlatırken planının taslağını hazırlamıştı.

Çok karışık ve üst düzey olmamasına rağmen iyi denebilecek bir plandı. Yeni kıyafetler, genişçe bir çanta sonrasında daha ucuz bir otel bulma en son olarak da gelişmekte olan bir restoranda garson olarak işe başlamak. Kendinden büyüklerle tanışmak yeni işlere girmesine yardım edecekti. ‘’Tamam’’ dedi odasının anahtarını alıp otelden çıkarken ‘’şimdi hayatımı baştan kurgulamam gerek.’’ Çevresindeki mağazalardan fiyatları en ucuz olanını seçti. Vücudundaki ve yüzündeki kirin gitmesiyle birlikte daha ciddi bir görünüm kazanmasına karşın kıyafetleri hala eskiydi. Mağazaya görünmeden girmeye çalıştı. Soyunma kabininin önüne kadar gözünün ucuyla seçtiği kıyafetlerle gelmişti. Uzaktan gelen ‘’Pardon’’ bağırışlarına aldırmadan kabinlerden birine girdi, üzerini değiştirdi ve hiçbir şey yokmuş gibi dışarı çıktı. Biraz dar ve kısa olan pantolonunu kabinden çıkınca fark edebilmişti. Karşısında duran ve soru soran bakışlarını üzerine dikmiş olan görevliyle birkaç saniye bakıştılar. Sonunda harekete geçmeye karar veren Lore istemsizce yaptığı hareketten ileride gurur duyacağından habersizdi. Tek kaşını kaldırdı, ellerini beline koydu ve sabırsız bir müşterinin asabiyetini takındı. ‘’Ne bakıyorsun be!’’ dedi sesini giderek yükselterek. ‘’Hem arkamdan bağır hem de suratıma bön bön bak. Nasıl yardımcı olabilirim efendim demen gerek. Bana çabuk müdürünü çağır.’’ Sesini yükselttiği için birkaç görevliyi etrafına toplamış, mağazanın çoğunun dikkati üzerine çekmişti. Etrafına doluşan bayan görevlilerden bazıları diğerini götürmek için gelmiş, kalanlar ise Lore’u sakinleştirmeye çalışmıştı. ‘’Sakin olun lütfen.’’ dedi aralarından en alımlı olanı ‘’Kendisi yaptığı saygısızlığın fakrında değil. Ben yardımcı olayım size.’’ Biraz rahatlayan ve ilginin kendisinden dışarı kaydığını gören Lore kıyafet bakmaya geçmeyi teklif etti. Birkaç gömlek, pantolon; yaz için kısa, kış için uzun kollu kıyafetler almıştı. Çokça çorap ve iç çamaşırıyla birlikte biri spor diğeri resmi olmak üzere iki çift de ayakkabı almıştı. Alışverişini bitirip yeni kıyafetlerle mağazadan çıkmadan önce fazladan bir poşet rica etti ve eski kıyafetlerini içinde koydu. Yakınlarda spor mağazası bulma umuduyla bakınmaya başladı. İnsanların bakışlarının değiştiğini hemencecik fark etti. Bilmediği sokaklarda boş boş gezinirken haritası geldi aklına. Aklındaki not defterini açtı, hayat kurtarıcı şu notu ekledi : ‘’ Bir işe başlamadan önce tüm kaynakları değerlendir. En küçüğünde büyüğüne, yararsızından yararlısına…’’

Gezinmeyi bitirdiğinde saat yerine kullandığı güneşe baktı, hala sarıydı fakat tepelerin ardına saklanmaya hazırlanıyordu. ‘’Hala zaman var.’’ dedi havayı incelemeyi sürdürürken. Çantayı aldığı mağazanın yanında görmüş olduğu internet kafeye yöneldi ve yakındaki otellerin fiyatlarını taramaya başladı. Kendi otelinin adını bulamamıştı ama gördüğü fiyatlar kendisininkinin en ucuzu olduğunu gösteriyordu. ‘’Pazarlık zamanı.’’ dedi aklındaki defteri açarken ve o deftere kullanabileceği her sözcüğü yazdı. Kafeden çıkınca hemen otele dönmedi. Biraz çevrede gezindi, yakındaki parkta oturdu ve düşüncelerini iyice toparladıktan sonra otele döndü.

Lobideki kadının bu sefer kafasının tamamı görünüyordu. Bu sefer hoş denebilecek bakışlarla karşılanan Lore özgüveninin bir tık daha arttığını hissetti. ‘’İyi akşamlar’’ dedi sesini detone olmaktan korumaya çalışarak ‘’ müdürünle görüşebilir miyim?’’ Konuşma bitince suratını hafifçe buruşturan kadın yerinden neredeyse zıplayarak kalktı ve yukarı çıkan merdivenlerin solunda bulunan yerin içine gömülü olan kapağı açtı. Ufak aralıklarla inilen merdiven basamakları fazla değildi. Kadın merdivenlerden inerken arkasına baktı ve kafasını indiği merdivenlere doğru salladı. Kadını takip eden Lore buna benzer bir şeyi daha önce yaşamıştı. Abileriyle takılırken bunun gibi bir yere inmiş, uzunca bir süre gelecek olan adamı beklemişlerdi. Abilerin en büyüğüyle konuşan adam konuşmanın sonuna doğru bağırarak küfüler savurmuş ve yukarı çıkmak için davranmıştı. Arkasını döndüğünde önünün kapandığını görmüş, bıçağını çıkarmış ve yüzünden soğuk terler akarken savurabildiği son tehditleri savurmuştu. Kimsenin etkilenmediğini gördüğüne saldırıya geçmiş ama çok geçmeden yere yığılmıştı. Küçükler buldukları her sivri şeyi adamın bacaklarına fırlatmışlardı. Büyük abinin gelmesiyle atışlar durmuş ve bir tekerlekli sandalye getirilip adam üstüne oturtulmuştu. Elleri, kolları ve vücudu sıkıca bağlanmıştı. Sokağın girişindeki arkası açık kamyonun önüne kadar sadece inleyebilen adamın sandalyesi Büyük abi tarafından sürülmüştü. Kamyonun arkasına geldi, adamı kendisini takip eden kalabalığa çevirdi ve konuşmaya başladı. ‘’Yenilere ve muhbirlere özel bir ders bu’’ dedi kelebeği hızlıca açıp sapını adamın alnına dayarken ‘’biz kaba insanlara, sözünü tutmayanlara ve saygısızlara bunu yaparız.’’ Bıçağın sapını hafifçe adamın kafasına vurdu, kucağına oturdu ve sokağı inleten bağırışların arasında elleri yavaşça hareket etti. Adamın kucağından kalktığında tek görünen kızıl bir cümbüştü. Kırmızının neredeyse tüm tonları bıçağın ve iki adamın üzerine yayılmıştı. Göz ancak görüntüye alıştıktan sonra dilin olmaması gereken yerde olduğunu anlıyordu. Baştanbaşa yarılmış boğaz, ortasına yerleştirilmiş dil kravatı andırıyordu. Başı öne düşmüş adamın açık ağzında koca bir boşluk vardı. Büyük abi bıçağın ucuyla adamın kafasını kaldırdı, dili kesik boğazın biraz daha içerisine soktu ve hizaladı. Hızlıca sandalyedeki adamın karşısına geçti, yaptığı işten memnunmuşçasına kafasını salladı ve diğerlerine kamyonu işaret edip kalabalığın arka taraflarında kayboldu. Anıların akını bitince odanın orasında olduğunun ayırdına vardı. Karşısında şişman, kısa boylu, sakalsız ve kel bir adam vardı. Terlemiş gıdısı, neredeyse patlamak üzere olan gömleğinin düğmeleri statüsünü küçültmekten başka bir işe yaramıyordu. ‘’Buyurun. Beni görmek istemişsiniz.’’ dedi Müdür. Bakışlarında hiçbir şey belirmemesinden korksa da belli etmemeye çalışan Lore klasik bir başlangıcın kimseyi öldürmeyeceğini düşündü. ‘’Adım Fyr .‘’ dedi adamın gözlerine bakarak ‘’Siz?’’ Konuşmanın seyrini beğenen adam ayağa kalktı, önündeki koltukları işaret etti ve Fyr yaklaşınca elini uzattı. ‘’Şidr.’’ dedi Fyr’ın elini sıkarken. İki tane güçlü el birbirinin canını acıtmadan ama sıkıca tokalaşmıştı.

İlk konuşmayı yapan Şidr oldu. Merakın verdiği heyecanla ellerini ağzının önünde kenetledi ve hafifçe öne eğilerek Fyr’ın gözlerine kilitlendi. ‘’Sen kimsin genç adam?’’ Göz kontağını bozmadan cevap verdi Fyr. ‘’Kim olduğumun pek önemi yok. Sizin de öyle. Mavi Orak’ la alakalı konuşmak istemiyorsanız tabi.’’ Arkasına yaslanan Şidr ellerini göğsünde kavuşturmuştu. Titreyen sesi kararsızdı. ‘’Nereden çıkarıyorsun bunu genç adam? Bu iftirayı destekleyecek delillerin var mı acaba?’’ Sorularının direkt olmasının verdiği güvenle tekrar öne eğilmişti. ‘’Ya hep ya hiç.’’ dedi içinden konuşarak Fyr ‘’Söyleyebileceğin en iyi yalanı söyle.’’ Önce boğazını temizledi ardından cebinden sigarasını çıkardı ve içindeki ters koyduğu teki masaya bıraktı. Adamın anlamsız bakışları eşliğinde sigaranın kâğıdını açtı ve tütünden esrarı ayırmaya başladı. Genelde bir ve daha yoğun görünen esrar hemen göze çarpıyordu. Ayıklamayı bitirdikten sonra kafasıyla tavanı işaret etti ‘’Bunu yerleştiğim odada buldum.’’ İçini dağıttığı sigarayı ve neredeyse tütün kadar fazla olan esrarı işaret etti ‘’Bu tür sigaralar ancak Mavi Orak tarafından satılır. Dikkatsiz gözler esrarı ayırt edemez.’’ Tek kaşını kaldırdı ve adamın suratına bakmaya başladı. Kendini savunmaya çalışsa da kekeleyen ağzından tam bir cümle çıkamadı. Daha da terlemiş, başını önüne eğmişti.’’ Üzerine gitmek iyi olur.’’ dedi Fyr kendine. ‘’Bunu kimsenin bilmesini istemezsin. Özellikle yakınlarındakilerin.’’ dedi ve hafifçe gülümsedi. Biraz sustu ve sözlerinin etkisini göstermesini bekledi. Adam tam konuşmak için nefes alacakken söze giren Fyr hızlı konuşmaya özen göstererek ‘’ Gel seninle bir anlaşma yapalım. Kaldığım odayı cüzi bir kira karşılığında bana vermeni istiyorum. Ve bunlardan’’ masadaki tütün ve esrarı gösterdi ‘’kimsenin haberi olmayacak.’’ Otları tekrar sigaranın arasında koyup sardı. Adam yavaşça kafasını salladı. Ayağa kalkıp kapıya yönelen Fyr ‘ı yarı yolda durduran şey adamın sözleri oldu.’’ Sen vahşilerdensin değil mi?’’ Hüsranla sorulmuş olan bu sorunun cevabı ikisi tarafından da biliniyordu. Sessizliğin gereken cevapları vermesini bekleyen Fyr konuşmadan merdivenlerden çıktı.

Dışarı çıktı, zafer sigarasını yaktı ve içindeki esrarın ciğerleriyle birlikte beynine dolmasına izin verdi. Kafasının ön tarafı zonklamaya başlamış fakat sonradan alışmış olduğu gibi etrafın daha parlaklaşmasıyla karşılaşmıştı. Her çekişinde ağzındaki pamuk şeker tadı daha da yoğunlaşıyor, mutluluk baloncukları karnında patlıyordu. Etrafına gülücükler saçarak bakarken yolun sonunda tanıdık iki yüz gördü. Eski zamanlardan tanıdık olan yüzler… Etrafı tarıyorlardı. Çevredeki parlaklık aniden söndü ve eski içgüdüler kendini gösterdi. Sigarasını atmasıyla merdivenlere ulaşması bir oldu. Koşarak odasına çıktı ve yüzünü yıkadı. Esrarın etkisi ne kadar çabuk geçersen o kadar hızlı plan yapabilirdi. ‘’Plan yapana kadar’’ dedi kendine ‘’ilk planı uygulamak yararlı olur.’’ Balkonundan hızlıca aşağı indi ve düşündüğü yerde olduğu köşesine saklandı. Aniden bastıran uykuya direnmeye çalışmasının anlamsız olduğunu anlayamadan uykuya daldı. Uykuya dalmadan hemen önce bir kapının kırılma sesini duymuştu.

Sıradaki içerik:

Bilinmeyen bir ülke