e
sv

Romanda Karakter

162 Okunma — 22 Mart 2020 18:52
avatar

Veysel Tekelioğlu

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

Holly Lisle: Karakterlerinizi bir ad veya bir betimlemeyle tanıtmaya başlamayın. Karakterleriniz bir mesele veya dramatik bir gereksinim ile sahnede belirsin.

Romandaki karakterler, istenilen etkiyi uyandıracak şekilde kavranmış olmalarına rağmen okurun hayalinde ve hafızasında iz bırakacak ölçüde başarılı bir şekilde yaratılmamışsa roman, okuru duygulandırmakta etkisiz kalacaktır. Herakleitos, “İnsanın karakteri onun kaderidir.” derken Prof. Crane de “Yazarın okurda uyandırdığı merhamet veya kızgınlık duyguları roman karakterinin kaderini tayin eder.” demiştir. Bundan çıkan sonuç; roman kişilerinin kaderlerinin, karakterlerine bağlı olduğudur. 

1. Düz Karakterler

E. M. Forster: Düz karakterler roman dünyasında görünür görünmez tanınırlar.

En saf hâliyle düz bir karakter tek bir fikrin veya niteliğin sembolüdür ve “Mr. Micawber’i hiç terk etmeyeceğim.” gibi bir cümle ile kolaylıkla tanımlanabilir. İşte Mrs. Micawber böyle bir karakterdir. Mr. Micawber’i hiç terk etmeyeceğini söyler ve terk etmez, hepsi bu kadardır. “Lammermoor’un Gelini” (The Bride of Lammermoor) adlı eserde, “Efendimin fakirliğini hilelerle de olsa saklamalıyım.” diyen Caleb Balderstone da böyle bir karakterdir. Yalınkat karakterler diye de tanımlanan düz karakterler tek bir kalem darbesiyle ifade edilebilen, tekrar takdim edilmeleri ve geliştirilmeleri gerekmeyen, el altında tutulabilen ve kendi atmosferlerini beraberlerinde taşıyan karakterler olduğu için roman yazarları için çok faydalıdır.

“Öcümü alıyorum!” veya “Yüreğim insanlık için kan ağlıyor.” diye haykırarak ortaya çıkan, her ortaya çıkışlarında kalpleri durduran düz karakterler de vardır. Toplum içinde çokça karşılaşılan bu karakterler retorik, herhangi bir ek bir bilgi gerektirmeyen ve tartışmaya hiçbir değer katmayan söylemleriyle insanları asla şaşırtmazlar.

Forster düz karakterlerin en iyi örneklerinin Victoria döneminin en iyi yazarı olarak kabul edilen Charles John Huffam Dickens’in (1812 – 1870) romanlarında görülebileceğini söylemiştir. Dickens gerçek hayattan aldığı pedikürcü, suçlu, kilise görevlisi gibi düz karakterleri geliştirerek çok başarılı bir şekilde romanlarına aktarmıştır.

2. Çok Yönlü Karakterler

Nietzsche, “Ruhunda kaos olmalıdır ki dans eden bir yıldız yaratabilesin.” diyerek çok yönlü bir karakterin nasıl olması gerektiğinin en iyi misalini vermiştir. 

Eğer bir karakter okuru şaşırtabiliyorsa o karaktere, yuvarlak karakter olarak da tanımlanan çok yönlü karakter denilebilir. Böyle karakterlerin hesaba kitaba gelmeyen özellikleri vardır: Soylu veya soysuz, iyi veya kötü, sempatik veya nefret uyandırıcı, boyutlu veya boyutsuz, olgun veya tecrübesiz.

1. Fon Karakterler

W. J. Harvey: …Bu (fon) karakterler… bir an için ilgi merkezi yapılabilir ve derinlik kazanabilirler, fakat bireysel anlamda önem ve boyut kazanmaksızın tamamen isimsiz birer ses olarak kalırlar.

Görüntü karakterler de denilen fon karakterler romanda işleyen çarkların dişleri gibidirler. Bu karakterler romandaki olayları yorumlayan bir koro gibi görev yaparlar. Hardy’nin köylüleri, on yıl önce gelen göçmenler, savaş gazileri, yatılı öğrenciler gibi tanımlamalar fon karakterlere örnek olarak gösterebilirler ve bu karakterler okurun roman dünyasını tanımasını sağlarlar.

2. Muhalif Karakterler      

W. J. Harvey: Tek bir karakteristik niteliği somutlaştıran muhalif karakterler okurun hayalinde ne kadar büyük bir yer işgal ederlerse etsinler romanın kahramanı değillerdir.

Yunanca “agon” sözcüğünden türeyen protagonist, anakarakter; antogonist ise muhalif karakterdir. Zıt karakter diye de bilinen muhalif karakter tek bir karakteristik özelliğin vücut bulmuş şeklidir.

Muhalif karakterler esaret içinde hür oldukları veya hürriyet içinde mahpus oldukları için bu karakterlerin hamuruna canlılık, enerji, başkarakterin karmaşık çizgilerini barındıracak veya bozacak fazlalıklar katılabilir. Roman dünyası içine muhalif karakter sokmak bazen tehlikelidir, çünkü bu karakterler öylesine bağımsız ve öylesine yazara meydan okuyacak boyuttadırlar ki kendilerine tanınan sınırları aşıp yazarın kontrolünden çıkabilir ve eserin yapısını bozabilirler.

3. Norm Karakterler

Yoğun ve saf yaşanan bir tecrübe sadece yaşayana özgüdür.

Herkes günah işlemiş, kendini suçlu hissetmiştir ama insan öldürmemiş, suçu başkalarının üzerine atmamış, arkadaşlarına ihanet etmemiştir. İşte bu ve buna benzer yaşanmış tecrübe ve duyguların okurun zihninde canlanması için asırlardır kalıplaşmış karakterler kullanılmaktadır.

Shakespeare, “Macbeth” isimli eserinde norm karakter olarak üç cadıyı kullanmış, bunları Macbeth’i yönlendirenler ve ona yapacaklarını açıklayanlar olarak eserine dâhil etmiştir. Okurun zihnindeki “cadı” kalıbı, Macbeth’in yapabileceği kötülükleri okura tahayyül ettirebilmektedir.

Kalıp karakterler de denilen norm karakterlerin kimler olabileceği düşünülürse ilk akla gelenler; doktorlar, avukatlar, şoförler, askerler, polisler ve benzerleridir. Bu karakterler sadece kendi zamanlarında değil, her dönemde ve her toplumda hemen hemen aynı çağrışımı yapan, binlerce yıldır yaşayan karakterlerdir.

Sonuç olarak gerçek hayatta insanlar birbirleri için nasıl meçhul iseler roman karakterleri de birbirleri için meçhuldürler. Fakat bir ölçüde bu karakterler, okur için meçhul kalmamalıdır. Diğer taraftan okurun bir karakteri açıkça anlamasını engellemek de karakter yaratmadaki ustalığın bir sonucudur.

Öyleyse roman yazarlarının en büyük meselelerinden biri, karakterlerinde ışığı ve karanlığı barıştırmaktır. Karakterleri ete kemiğe büründürmenin en doğru şekli onların kim olduklarını anlatmak değil, onları eylem hâlinde göstermektir.

Romanda Zaman ve Mekân Yönetimi

A. A. Mendilow: En bağımsız bir yazar bile yaşadığı devrin ruhuna çelik kancalarla bağlıdır.

Vasat bir yazar, içinde yaşadığı çağın kusurlarını taşıdığı ve perspektifini ifade ettiği hâlde büyük bir yazar, çağının çok üstünde bir noktada yer alır, insanları ve olayları bu noktadan seyreder. Ancak en büyük yazarlar bile çağlarının mahsulüdürler.

Biri zaman ölçüleriyle, diğeri değerlerle geçen iki hayat vardır. Romanlar genelde zaman ölçüleriyle geçen hayat üzerine yazılır, sadece büyük yazarlar değerlerle geçen hayatı romanlarında işleyebilirler.

Yazarın romanın dokusu içinde zamanı yok sayması diye bir şey olamaz. Yazar zaman akışını yönlendirmeli, upuzun zaman şeridini elinden bırakmamalıdır, aksi roman yazarı için oldukça kötü bir kusurdur.

Okur karakterlerin yaşadığı zaman ve mekânlardan kurtarılıp kendi zamanının içine çekilmelidir. Okur geçmişte kazanılan zaferlere şahit olduktan sonra bir anda harp meydanından alınıp penceresinden kasım ayı sisinin göründüğü bir odaya, şöminede yanan ateşin karşısındaki koltuğa fırlatılmalıdır.

Bir romanda zamandan ve mekândan tekrar tekrar bahsedilmesinin doğal sıkıcılığı beraberinde getireceğini de roman yazarı aklından hiç çıkarmamalıdır.

Bazı yazarlar zaman hakkında şunları söylemiştir.

Robert Southwell: Zaman, bir su gibi döne döne akar. Kötüden iyiye, daha iyiden daha kötüye doğru, kaderin isteğine göre yatağını değiştirir.

William Lynch: Dehan dünya çapında, fezan muhteşem! Fakat niçin zamanı yenemiyorsun?

Hans Meyerhoff: Ölülerin hiçbir talebi yoktur. Ve kader tayin edici bir seçim yapıncaya kadar ebedi bir sessizlik içindedirler.

Romanda Sembol ve İşaret

Bayrak işaret, rengi ve deseni semboldür.

İşaret anlatılmak istenen durumun sembolü, sembol ise anlatılmak istenen durumu çağrıştıran işarettir. Bayrak postanelerin, vergi dairelerinin, gemilerin, uçakların devlete ait olduğunu göstermek için devletlerin kullandığı bir işarettir.

Beyazlık bazı toplumlarda belirli olmayan isimsiz bir korkunun, Türklerde ise temizliğin sembolüdür. Yenik düşmüş bir kahraman, yol kenarındaki bir idam sehpasını başarısız hayatının bir sembolü olarak görebilir. Henry James’in iki âşık arasındaki ilişkinin sembolü olarak gösterdiği çatlak altın çanak da buna örnektir.

Semboller yazarın değil, roman karakterlerinin subjektif yorumlarıdır.

Örtülü bir şekilde metafizik materyalleri kullanmayan sembolik romanlar bile imajlarını dinî ve mitolojinin alanlarından sağlar. Mitolojik bir geçmişe sahip olmayan semboller özel buluşlardır ve böyle oldukları için de hayal gücümüz üzerinde etkili değillerdir.

İşaret, sembol; sembol de işarettir ama sembol işareti de içine alan bir kelimedir. Örneğin Türkiye Cumhuriyeti kelimelerini karşılayan “T.C.” kısaltması, işareti de içine alan bir sembol olarak düşünülebilir.

İyi bir yazarın romanlarında işaret ile sembolü karıştırmaması gerekir ki sıkça karıştırıldığı da bilinen bir gerçektir.

Sıradaki içerik:

Romanda Karakter