e
sv

Bozkır Hikâyeleri’nin Yazarı Emrah Ece ile Röportaj

219 Okunma — 19 Nisan 2020 18:36
avatar

Bekleme Odası

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

Bekleme Odası’na hoşgeldiniz…

1-)Bekleme Odası size neyi çağrıştırıyor ?             

-Manifestonuzu okudum, çayın felsefesi konusunda mutabık değiliz ama siz Türk gençlerinin her şeyin en iyisine lâyık olduğunuzu/olmanız gerektiğini düşünüyorum. Bir mücadelem var ise eğer bunun içindir.

2-)Emrah Ece Kimdir ?

-Kaygusuz abdal şiirindeki ‘’Bir aksacık karınca, kırk batman tuz yüklemiş, gâh yorgalar gâh seker, şehre gider satmağa’’ dediği karınca belki…

Onun haricinde 35 yıldır yaşamaya çalışan bir insan. Biri kız, biri oğlan iki çocuk babası, grafik tasarımcı, bunlardan arta kalan zamanda da kalem oynatmaya, okuyup yazmaya çalışan birisi.

3-)Mitoloji nedir, Türk mitolojisi var mıdır ?

-İnsan akıl sahibi bir varlık ve bu durum bir takım soruları beraberinde getiriyor. Ölçülebilir ve gözlemlenebilir şeyler muhakkak sorularımıza cevap bulmak konusunda işe yarıyor fakat bilimin, teknolojinin ve sâir imkânın bulunmadığı çağlarda da insan evrenin ve tabii kendisinin nasıl var olduğuna dâir cevaplar aramıştır, bu gözlemlenebilir bir durum olmadığından bu sorunun cevabı insanın hayal gücüne kalıyor. Bana göre mitoloji budur.

Elbette ki Türk mitolojisi de var, insanın olduğu her yerde mitoloji vardır. Türk mitolojisi en az Yunan ve İskandinav mitolojileri kadar zengin fakat bunun işlenişinde bir sorun var. İşlenen, sanata, edebiyata sinemaya uyarlanan mitolojinin daha popüler olması kaçınılmazdır. Son zamanlarda küçük de olsa Türk mitolojisine ilginin arttığını, pek yakında yeniden ‘’kullanıma’’ gireceğini düşünüyorum.

4-)Mitoloji bize ne öğretiyor bize iletisi nedir ?

-Mitoloji bugün değil ama Homeros İlyada’yı yazdığında ve sonrasında insanlara bir şeyler öğretiyordu. Ya da ozanların ateş başında kopuz çalarak destanlar okuduğu çağlarda insanlara iyilik, bahadırlık, doğru sözlü olmak gibi erdemleri aktarabilirdi. Manas’ın bahadırlıklarını dinleyen gençlerden Manas gibi olmaları beklenirdi, eskinin yeniye aktarımı bu sayede oluyordu. Bugün mitoloji insana birşey öğretmiyor, bunun yerine okul, televizyon, internet, kitap gibi insan ruhunu ve düşüncesini işleyen birçok araç var.

5-)Mitoloji ile karşılaşmanız nasıl oldu ?

-Aslında gerçekten karşılaşmam küçük yaştadır, beni hikâyeler ve mitoloji ile mitolojinin ne olduğunu bilmeyen babaannem tanıştırdı Dünya öküzün boynuzları arasındaydı İnsanın atası ayıydı. Eşiğe basarsam evin bereketi kaçardı. Issız yerlerin sahibi olurdu. Dağın taşın canı vardı ve daha bir sürü şey… Daha sonra okudukça öğrendim ki aslında benim mitoloji nedir bilmeyen ninem, Altaylar’dan Zigana dağlarına uzanan bir köprünün kilit taşıymış.

6-)Mitolojiye meraklı gençlere ne önerirsiniz ?

-Klasik olacak ama bol bol okusunlar. Mircea Eliade, Joseph Campbell, Georges Dumézil hatta Jung, Freud ve Otto Rank. Benim genellikle okumaya çalıştığım yazarlar bunlar.

7-) İlk kitabınız Bozkır Hikayeleri  çıktı.Nasıl  bir his ?

-Güzel bir his, okuyucu ile aramdaki iletişim duygusal bir bağ bence. Çok güzel okuyucu dönüşleri aldım, çocuğuna okutanlar ve çocuklarının eline kitabı verip fotoğrafını çektikten sonra bana yollayan okurlar oluyor. O zaman aklıma Dilaver Cebeci mısraları gelir;

‘’Benim kalemimden kan değil süt damlıyor
Geceler boyu böyle geleceği emziriyorum’’

Ama yine de çocuklara okutmak pek de iyi olmayabilir, kitabın içinde törpülenmiş olsa da bozkır ve taygaların acımasızlığı var, korku hikâyeleri de var.

9-) Bozkır hikayeleri okunduğu zaman okuyan kişiyi içine çekiyor ,kimi zaman TUVA’da Ösküs Ool ,kimi zaman Başkurdistan’da Ural Batır oluveriyoruz yani yaşıyoruz özlem duyuyoruz bunun sebebi nedir?

-Aslına bakarsan ben özlem duymuyorum, ıssız bozkırın ortasında keçi kılından yapılmış çadırın içinde şafak sökerken aile bireylerinin kaçırılma ihtimali olan bir hayatı özlemez akıllı insan. Şaka bir yana; edebi bir metin eğer okuyucuyu içine çekiyorsa müellifi başarılı sayılabilir, eğer öyle hissettiriyorsam ne mutlu bana. Şu da bir hakikat ki hikâyeler hayat tecrübesinin aktarımı için gerekliydi, kahramanların hayatına özendirmek için anlatılırdı ki birey için bir rol model olsun. Bugün türk çocuklarının örnek alacağı hayatta olan ya da yakın geçmişte yaşamış başka kahramanlar var, Aziz Sancar gibi, Barış Manço gibi meselâ. Örnekler çoğaltılabilir.

Röportaj için çok teşekkür ederiz …

-Rica ederim…

Sıradaki içerik:

Bozkır Hikâyeleri’nin Yazarı Emrah Ece ile Röportaj