e
sv

GÜLÜNE ACI TAKTIM

183 Okunma — 24 Nisan 2020 22:36
avatar

Adem Yeniçeri

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

Gece bir ağıt mıdır? Yoksa bir şiir mi?

Sorulan soruları çoğaltmak şu an için kolay duruyor.Ama anlamlandıramadığım bir şey var. Bu gece,sadece Güneşin doğumunu gösteren siyah bir perde gibi… Gece, kum torbası gibi,gece insanın acılarını örten bir battaniye sanki! insanlar acılarına sarılıp uyuyor. Sabah olmak üzere,gözümde bir damla uyku, bir damla huzur, bir damla merhamet yok… Perdeleri sağ tarafa doğru toparladım. Pencerenin camını açtım bir nefes çektim içime,geri verip vermemekte tereddüt ettim… Öksürmeye başladım bir anda,artık akciğer ile beyin arasında nasıl bir münakaşa geçtiyse,az daha boğuluyordum. Camı kapadım ve yatağa oturdum gökyüzünde serin bir nisan gecesi. Yıldızlar yok bu şehirde,yıldızlar hiç yok zaten. Şairler perişan!Yüreğimde bir sancı ile uzanıyorum yatağa,kor bir alev tutuyorum sanki avuçlarımda. Göz kapaklarım,bir annenin çocuğun üstünü örtme şefkatiyle örtüyor,göz bebeklerimin üzerini. Saat 7.45 rüyamda onu görüyorum. Göz kapaklarım sıyrılıyor göz bebeğim üzerinden. Gün aydınlanmış huzursuzluk çökmüş üzerime, onu düşünmekteyim. Bana huzur olan şey nasıl bir anda huzursuzluğum olur?

Bu Dünya da huzurun olmadığına yemin edebilirim. İnançlarıma ters düşmemek için düşüncemi susturuyorum. Çay koymak zorunluluğunu hissediyorum,belki bir parça huzur,çaydır. Edebiyat değil bu düşüncem öyle inanıyorum bir an. Her şey hazır, yalnızların Dünyasının şerefine yudum yudum yudumluyorum çayımdan. Saat 8.45 ne yapacağımı bilmiyorum bir rotam yok. Bir kitap mı okusam? Her okuduğum kitap bitsin diye kavga ediyorum. Sonra pişman oluyorum,o Dünyadan çıkmak zor oluyor bir an için. Veysel Tekelioğlu’nun “Yitik Balta” kitabını alıyorum raftan daha önce hiç okumadım. Sayfaları karıştırıyorum gözüm bir cümleye takılıyor “Kalbimi put sanıp da kıran kim?” kitabı kapatıyorum ve rafa aldığım gibi yerleştiriyorum. Saat 9.45 bir Pazar günü ve sokaklarda kuş cıvıltıları haricinde ses yok. Ceketimi giyip dışarı çıkıyorum. Serkeş bir hayatımın,olduğunu düşünüyorum. Bu düşünce beni içine çekiyor!

Neredeyim ben ?

-Serkeşistan’a hoş geldin.

-Ne?.. Anlamadım, sadece düşünüyordum.

-Aynı şeyi 40 kere düşündüğün için buraya almak zorunda kaldık. “Kâinatın da bir raconu bir enerjisi bir anatomisi bir felsefesi var!” diyor biri birden fazla kullanan kişi…

-Ne yapacağım peki?

– Bu karamsarlıktan vazgeçeceksin.

Sözünü bitirmeden irkiliyorum. Kendimi, Fehmi abinin kıraathanesinde ki camından kendime bakarken buluyorum. Saat 10.40 kendim hariç,herkesi suçluyorum. İşim bu benim, “suçlamak”… Bu ben de meslek haline geliyor. Bir zaman sonra buna kendimde inanmaya başlıyorum. Siyasi partilerden,komşumuza kadar suçluyorum. Özellikle onu suçluyorum,en çok sevilen en çok suçlanıyormuş demek ki. Haberi bile yok. Dağ tavşana küsmüş tavşan nerede benim havuçlarım demiş,aynı o hesap nerede benim havuçlarım? Saat 10.45 içeri giriyorum içerde buram buram hüzün ve gözyaşı kokusu geliyor. Kapının sağ tarafına oturmuş dört kişi ellerindeki kağıtları masaya vurarak deli gibi gülüyorlar.

Bu da bir isyan şekli diye düşünüyorum. Şaka şaka bas baya pişpirik oynuyorlar. Selam sabah,hoşbeş çöküyorum masaya.

-Çay!

Çay be çay içiyorum işte bir daha bir daha içiyorum. Bir söz vardı; “Çaysız muhabbet yıldızsız gökyüzüne benzer. “ Ne yıldız kaldı gökyüzünde ne muhabbet edecek biri. Masalar dolmaya başlıyor kimisi çay içiyor kimisi kahve.Öksüren, pıstıran oynadığı oyundan dört köşe olan ve öfkelenen. Manyak bu insanlar bunlar manyak ben manyağım ya…

-Yuh arkadaş!

-Manyakistan’a hoş geldin.

 -Abi durun ya ben biliyorum bu muhabbeti.

-Raconu yine çiğnedin.

 -Tamamda,benden başka çiğneyen yok mu? Bir pencere açıyor. Saçma. Bütün manyaklar burada.

– Eyvallah.

Diyorum. Bir titreme ve Fehmi abiyle göz göze geliyorum. Saat 11.30 hesap mesap ödüyoruz,selam melam veriyoruz yola koyuluyoruz.

Rotasız bir oraya bir buraya yokuş mokuş kalmıyor iniyor ve çıkıyorum. Adım adımlarken bir de bakmışım onun evinin önündeyim. Vay arkadaş nereden geldim ben buraya. Bugün Pazar saat 12.45 minarelerde bir ses haydi kurtuluşa diyor ben onun evinin önündeyim. Aklım almıyor bu olanlara. Saat 13.25 camına bakıyorum. Bir perde açılıyor.

Bir delinin hatıra defterini sergiliyor gölgeler. Gogol’u kim delirtmişti,orası mühim. Oyun bitiyor perde kapanıyor ben bu seyirden çıkıyorum. Sokağın başında görüyorum onu. Öyle duraksıyorum öylece bakıyorum,onun gelişini izliyorum. Adım adım bana yaklaşıyor,evet adım adım soluk soluğa yanıma geliyor. Hiç hareket etmiyorum bekliyorum. Saat 13.32 idi,o da duruyor. Bekliyoruz ve o bozuyor sessizliği. Her şeyi bozduğu gibi…

-Ümit.

-Neşe.

-Nasılsın?

Nasıl mıyım?

Çok iyim bak mükemmelim hayatımda her şey dört dörtlük. Senin pencereni izliyorum, sessizce ama sen yoksun Gogol var.

-İyim.

-Sağ ol bende iyim.

 -Sen kötüsün.

-Yoo gayet iyim.

-Hayır kötü bir insansın.

-Saçmalama Ümit.

-Ben saçmalıyorum öyle mi? Bütün olan bütün her şeyden sonra yine ben saçmalıyorum öyle mi hayatımı mahvettin. Bir kadın bir erkeğin hayatından neler götürebilir, onu nasıl bir manyağa çevirebilirim tezahürü oldum sayende.

-Ne güzel işte bir şey öğrenmiş oldun .

 Sustum… Yürüdüm… Zayıf bir bedenin, içinde mahsur kalmış ruhum,bir dörtlük söyletti;

“Sana çirkin dediler, düşmani oldum güzelin,

Sana kafir dediler, diş biledim Hak’ka bile.

Topladin saçtigi altinlari yüzlerce elin,

Kahpelendin de garez bagladim ahlaka bile… “

Yığınla günahın arasında seni sevmek gibi büyük bir günah işledim…

“Sana çirkin demedim ben, sana kafir demedim,

Bence dinin gibi küfrün de mukaddesti senin,

Yaşadin beş sene kalbimde misafir demedim.

Bu firar aklina nerden, ne zaman esti senin? “

Bu firar neden? bu firar neden? ;

“Zülfünün yay gibi çelik tellerine

Takilan gönlüm asirlarca peşinden gidecek.

Sen bir ahu gibi dagdan daga kaçsan da yine

Seni aşkim canavarlar gibi takip edecek…”

Saat 14.29,defalarca bu şiiri okudum. Hiçbir yere takılmadan doğru eve yürüdüm. Kapıyı açtım girdim. Raftan bir kitap çektim. Okudum, okudum vay be ne hayatlar var be dedim. İçim sıkıldı, ruhum daraldı bu döngüye sıkışıp kaldım… Bir çare şiirdi,ruhuma bir çare dua,gönlümün sahibine bir dua. Her sıkışıklıkta bir genişlik var dedim.Gülüne acı taktım,gözümü kapattım,uyudum…

Sıradaki içerik:

GÜLÜNE ACI TAKTIM