e
sv

ESKİTEMEDİĞİMİZ RAMAZAN

165 Okunma — 27 Nisan 2020 21:42
avatar

Hidayet Şahin

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

Hoşnutluğumuz eskiye özlem mi? Yoksa yeniliği kendimizde göremediğimizden mi?

 İşin aslına bakılırsa yenilikçi olamayışımız, gün geçtikçe insanlığın iç muhasebesin de mahalle ve sokaklarda kendini kaybetmesidir. Hırsızın bile insanlıktan dert yakındığı döneme gelmiş bulunmaktayız. Kim haklı o zaman?.

Şöyle ki; ramazan ayına gelince, yaşça bizden büyük çevreler ‘’ah ah nerde o eski ramazanlar’’ demeye başlarlar. Eskiyi sürekli yad edip yeniliğe bir şey katmak adına, çabası olmayan topluluklar haline geldik. Hacivat-Karagözü hepimiz iyi ya da kötü biliyoruz. Gerçi bu karakterleri hatırlayan son nesil şimdilerde 30’larında olan nesil olabilir. Kaba görüntüsü altında ince bir zekâ barındıran Karagöz ve karşısında bilgili, okumuş, kibar tavırlarıyla ona arkadaşlık eden Hacivat Osmanlı’da Ramazan eğlencelerinin en önemli kahramanlarıydı. Evet onlar devrin kahramanlarıydı, padişahın emriyle bir cami yapımı sırasında muhabbetlerinin fazlaca güldüren şekilde olmasından ötürü, yanlarında çalışan diğer ustaların da işleri aksatıp, onları dinlemeye başlaması cami yapımını geciktirmesi üzerine padişahı kızdırmıştı. Padişahın birkaç kez uyarılarına rağmen yine aynı devam ettirince, karagöz ve Hacivat’ın kellerini vurduruyor.

Daha sonra haklarında çok yakın arkadaşından işittiklerinden ötürü idam cezalarına çok üzülen padişah, en yakın arkadaşı vasıtasıyla hatıralarını yaşatma faaliyetleri başlatıp günümüze kadar geldiler.

Buraya dikkat, şu an itibariyle derdimiz Hacivat- karagöz ya da padişahın idam emri değil. Burada ki meselemiz, çok yakın arkadaşı tarafından taaaa Orta Asya’dan günümüze kadar, deriden yapılmış perde arkasında, kafa hareketleriyle anlaşma sağlanan ve birkaç zil argümanı kullanılarak beğenilmeye sunulan hatıralarımızdır. Evet evet hatıralarımız…  ‘’ah ah nerde o eski ramazanlar’’ diyen amca dayı hala teyzeler, yeğen torun evlatlarını karşılarına alıp, çok özledikleri ortamları bir iftar ya da iftar sonrası çay faslında toplayıp har kulada sağalabilirlerdi. Yani ramazanları eskide bırakan bizleriz, eğer çevrenizde bu tarz duyumlar alıyorsanız, bu ortamları sağlayıp, eski ramazanları yaşatmaya çalışalım.

Ramazan ayı paylaşmaktır, paylaşınca güzel olur derken eskilere özlem duyarak değil, yenilenerek, anlayarak anlamlandırarak sağlarız. ZİMEM defteri, diş kirası, tekne orucu…

Hangisi aklımda kaldı, hangisini bizlere aktarabildiler. Şikâyet yerine biz kendimiz öğrenip, hayatımıza renk katabiliriz. Zimem defteri; şimdinin veresiye defteri. Gerçi veresiye defteri de kalmadı günümüzde lakin, zimem defteri o tarihlerde, alan elin veren eli bilmediği, hayırda yarışmanın, yardımlaşmanın zarif usulü, zenginlerin hiç tanımadığı fakirlerin borçlarını ödediği, borcu olanın da kimin ödediğini bilmediği bir yardımlaşma çeşididir.

Diş kirası, ‘’ Ramazan’ın özü paylaşmak, fakir ve zengin arasındaki mesafenin kalkması ve yardımlaşmaktır. Osmanlı dönemindeki Diş Kirası geleneği bunun en güzel örneklerinden biridir. Zenginlerin yaşadıkları köşk ve konakların kapıları herkese açılır ve isteyen herkes bu evlere çat kapı girip yemeğini yiyebilirdi. Kendilerine her türlü hizmet verilen halka bu evlerin sahipleri tarafından gümüş tabaklar, kehribar tesbihler ve gümüş takılar gibi hediyeler verilirdi. Ev sahipleri gelen misafirlerine bu sevaba neden oldukları için bu hediyeleri büyük bir mutlulukla sunardı.’’

Tekne orucu, Tüm gün oruç tutamayacak yaştaki çocuklar için oruç öğle vaktinde açtırılırdı. Ramazan’da ilk defa oruç tutmaya başlayan çocuklar büyükler tarafından hediyeler boğulur böylece oruç tutmaya teşvik edilirdi.

Ramazanlar da eski değil, adetler de göreneklerde. Bizler sadece kendimizi eski de değil her daim tazede tutmalı, ‘’Geleceğe ait ne varsa, geçmişin süzgecinden geçirerek; dertleşip, muhabbet edeceğimiz bir yerdir burası’’ Manifestosunu yaşatmalıyız.

etiketlerETİKETLER

Sıradaki içerik:

ESKİTEMEDİĞİMİZ RAMAZAN